“Dünyadaki yeni paylaşım düzeninin temeli Anadolu’dan çıkacak”

Dünyadaki yeni paylaşım düzeninin temeli Anadolu’dan çıkacak”

Hayrettin Karaca Tema Vakfı

 

Dünyadaki yeni paylaşım düzeninin temeli Anadolu’dan çıkacak”

Bir asır’a yaklaşan ömrü ile doğa sevgisini yurt sevgisiyle bütünleştiren, “Yaşamak için yaşatmalıyız” felsefesinin savunucusu, TEMA Vakfı’nın kurucusu, Türkiye’nin ilk ARBORETUM (Ağaç Müzesi) sahibi örnek bir kişilik “Toprak Dede”... parolası TOPRAK, TOPRAK, TOPRAK yazan kapı zilini çalarak konuk oluyoruz Hayrettin Karaca’ya.

 

Hayrettin Karaca hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Hayrettin Karaca- 1922 Bandırma doğumluyum. Dört kardeştik. Ailenin ilk çocuğuydum. Yunan yangını, Yunan zalimi ile büyüdüm. Büyüdüğüm yıllarda ülke yoksuldu. Hastalıklar yaygındı. Veremle, sıtmayla mücadele dernekleri kuruldu, aradan çok uzun süre geçmeden hastalıklar kalmadı memlekette.

Babam çorap işiyle uğraşıyordu. Ben kendimi bildiğimde yüz altmış kadar işçimiz vardı. İmalathanede kadınlar da çalışıyordu. Ninem de imalathanede çalışıyordu. Ben de 6,5 yaşındayken imalathanede işe başladım. İlk işim çıkrıkla ip sarma işi idi. Bu iş için parada alıyordum. Parayı alır almazda imalathanenin karşısındaki dondurmacıya gidiyordum.

Kendimden bahsederken benim size anlatmak istediğim bir Anadolu kültürü var. Bu kültürü özetlersek; “Olanın olmayana borcu var”, “Komşuda pişer, komşuya düşer”, “Komşusu aç yatanın yediği helal değildir”

Yunan yakmış, yıkmış, her yer perişan, ülkece fakirdik. Ama paylaşım vardı. Çocukluğumla ilgili hatıralarımda hep paylaşım var. Annem tencereye koyduğu yemeği komşu anneye benimle gönderirdi. Komşu anne mahalledeki en yaşlı kadın. Annem kulağıma kimsenin duymayacağı şekilde fısıltı ile “komşu anneye götür” diye tencereyi verirdi. En yakın ev öteki avlu içinde, kimse duymaz. İşte bu kültürdür. Kimse görmeden tencere ulaştırılırdı. Komşu anne de tencereyi boş göndermez, içine mutlaka bir şey koyar, iki erik veya bir yumurta. Tencere boş gönderilmez.

Göz hakkı vardı ayrıca. Bahçemizdeki meyve ağaçlarının avlunun dışına sarkanları yenmezdi. Gelen geçenler yer, en üsttekiler de kuşların hakkıydı.

Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama biz arkadaşlarımızla dışarıda yalınayak oynardık. Ayakkabılarımız olmadığından değil, bu dediğim kültür meselesi. O zamanlar çevremizdeki çoğu çocuğun ayakkabısı yoktu. Yalınayak oynarlardı. Onları rahatsız etmemek için bizde yalınayak oynardık. İstanbul’da okumaya başladığımız zamanda bu durum değişmedi. Bandırma’ya gelince yine yalınayak oynardık.

Bu coğrafyadan nice medeniyetler, nice kavimler gelmiş, geçmiş. Hepsinin bir kültürü var. Bunlar elenmiş elenmiş bize kalmış. İnsanlar kültürlerinin kötü taraflarını elemiş güzel yanlarını bırakmışlar bize.

Ben Anadolu’da çok yer gördüm, çok yer gezdim. 361.000 km yol kat ettim. Köy köy gezdim, çok yere misafir oldum. Artık bu halkı tanıyorum. Öyle bir kültür var ki, ben de bu kültürde büyüdüm. Kültür gitmez yok olmaz. Bu nedenle; Dünyadaki yeni paylaşım düzeninin temeli Anadolu’dan çıkacak. Anadolu kültürü ile Dünya barışı sağlanacaktır. Dünya barışının temeli Anadolu kültürüdür.

 

Sanayici bir kimlikte olan Hayrettin Karaca’yı toprağa, çevre sorunlarına, onların korunmasına iten nedir?

Ben doğduğumdan beri kendimi Anadolu kültürü içinde buldum. Bu sorduklarınıza ilgim hep vardı, sonradan olmadı. Yaşamak istiyor musun? O zaman yaşatacaksın. Yaşamak için yaşatacaksın yaşatanları. Hayrettin özel bir kişi değil. Yaşamak istiyorum ben. Onlar yoksa ben yok olacağım. Bugün global ekonomi denilen bir canavar var. Kendine hayat veren kendini besleyen bütün canlıları yiyip bitirinceye kadar devam edecektir. Bunu kurtaramazsın, mümkün değil. Ama ben varım. 1 gr toprakta 40.000 canlı var. Ben toprağı kullanmazsam bitiyorum. İşte erozyon en büyük tehlikedir.

Fransa’dan batıya doğru bir zehir dökmüşler. O zehir İrlanda’ya kadar gidiyor ve hala var. Zehir denizden ilk alındığı kadar değil, gittikçe azalıyor ama varlığını sürdürüyor. Biz bunları bilmiyoruz. Okuyacaksınız. Okumak ibadettir.

 

Toprağın önemi, tarıma elverişli toprakların oluşması için gerekli süreç hakkında bilgi verir misiniz?

Sadece toprak değil, toprağın içinde yaşayan canlılar var. Toprak, su, hava bunlar yoksa hayat yok. Bakın dünya ısınmaya başladı ve buna biz sebep olduk.

1 gr toprağın oluşması için bin yıllara ihtiyaç var, Tarım yapılacak toprakların oluşması için 40.000 yıla ihtiyaç var. Kaç bin yıldan beri bu ekosistem var, 40.000 yıl küçük aslında. Ben bunları nereden biliyorum. Çünkü okuyorum. Okumak ibadettir, Okumamak Cumhuriyete ihanettir.

 

Ülkemizdeki toprakların erozyona uğrama durumu hakkında görüşleriniz nedir?

Erozyonla mücadele için yasa bile olduğu halde yeteri kadar toprağı koruyamıyoruz. Son günlerde ihtiyacımız olan yağmur çok şiddetli yağmaya başladı. Peki, ne renk yağıyor? Billur gibi sıvı mı döküldü, yoksa toprakları alıp mı götürdü? Demek ki biz toprakları koruyamamışız. Set yapsaydık bu topraklar gitmezdi. Orman Bakanlığı setler yapıyor, demek ki yeterli değilmiş. Orman Bakanlığını suçlayamayız. Belirli bütçe ve sınırlı çalışanları ile yapmaya çalışıyor. Ama bunun Devlet politikası olması lazım.

Üst toprak üretim için gereklidir. Bu toprak yok oluyor. Amerikalılar bize çok yardım etti! 2.Dünya savaşı bitince bize makineler verdi. Biz onlarla toprağımızı sürmeye başladık, biz bayılıyoruz bu işe. Üstteki toprağı aşağı, alttaki toprağı yukarı çıkardı. Üstteki verimli toprak aşağıya gitti, topraklarımız fakirleşti. Yukarı çıkan toprakta o kadar verim yok. Ne yaptık? Bize suni gübre verdiler, onu kullanmaya başladık.

Kanada topraklarını sürmüyor, % 60’ını sürmüyor. ABD % 30’unu, Brezilya % 18’ini sürmeden tarım yapıyor. Ülkemizde de bu başladı. Konya’dan başladı. Topraklarını sürmüyor, bölüyor. Burada ne var, bitki var diğer tarafı sürüyor, sürülen kısım organik madde ile doluyor, ertesi sene tam tersini yapıyor. Ben bunu uygulayan kişiyi televizyona çıkarttım. o kişi 1000 dönümde bu sistem ile tarım yapmış, bu sene 3000 dönümde yapacakmış.

 

Ülkemiz topraklarının niteliği, çevresel atıklar ve uygulanan tarım tekniklerinin toprak niteliklerine etkileri konusundaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Orman Bakanlığı sekiler yapıyor, teraslama yapıyor, su toprağı götürmüyor. Ama yeterli değil. Burada kooperatifler çok faydalı. Kişilerin tek başına yapamayacağı işleri kooperatifler yapabilir.

İçinde eğer kimyasal atık yoksa çevresel atık zararlı değil, diğer türlü çevreyi kirleterek kendi geleceklerini yok ediyorlar. TEMA vakfı toprağı korumak için her imkânı kullandı ve kullanmaya devam ediyor. 81 ilde temsilcisi var, bilgisini paylaşıyor. Türkiye genelinde 3000 temsilciliğe doğru gidiyor. 130 üniversitede teşkilatlanmışız, temsilcilerimiz var. Demek ki TEMA bir yere gelmiş. Erozyonla mücadele edilerek toprağın verim gücü kaybedilmemeli.

Sinop tarafında bir köy var. Köy fakirdi, sonra devlete vergi vermeye başladı. Köylü toprağına her sene gübre atıyordu, her ürüne aynı gübre atılıyordu. TEMA temsilcisi köylüleri uyararak yanlış yaptıklarını, toprağın içeriğini bilerek tarım yapmanın doğru olduğunu anlattı. Patates, buğday, karpuz ekersin, ama hepsinin ayrı besin elementlerine ihtiyacı vardır. Toprağın tahlil edilmesi ile birlikte nelere ihtiyacı olduğu belirlendi. TEMA’nın bu köye çok katkısı oldu.

Nereden nereye geliyoruz. O köydeki köylü ile işe başladık. Ne lazımsa onu verdik. Şimdi o köylü devlete vergi vermeye başladı. Bunu da o zamanki Tarım ve Hayvancılık bakanı Sami Güçlü öğrendi, çok değerli bir bakandı, Allah razı olsun, çok hizmeti olmuştur, ben dememiştir hiçbir zaman. Bizim oradaki adamı aldı, Türkiye’yi gezdirdi. Gittiği yerlerde o adamın yaptıklarını anlatmasını sağladı. Bakanlık bu işte...

Ben Bakan ile ilgili bir şey daha anlatacağım.

Zamanında bir sorunu çözmek istiyorum, son yere kadar geldim. Ama orada çalışan bürokratları bir türlü aşamadım. Sorunu Meclise götürün diyorum, bu görüşülsün, Kanun olarak çıksın diyorum ama Olur çıkmıyor, aylarca beklememe rağmen aşamıyorum. En sonunda Sami Güçlü’ye gittim, vaziyeti anlattım. Abi otur dedi. Bütün daire başkanlarını, ilgilileri çağırdı, bana anlattırdı. Karşımdakilere size 24 saat süre veriyorum dedi, 24 saat dolmadan kanun tasarısı Meclise gitti. Sami Bey çok farklı bir bakandı. Halka inme gücü vardı, hesap verecek gücü vardı.

 

Toprağına sahip olamayan bir ülkeyi neler beklemektedir?

Açlık beklemektedir. Yoksulluk beklemektedir. Dış ülkelere, sermayeye esir olmak demektir. Sermaye sana bir şeyler bulur, işine gelirse verir, gelmezse seni aç bırakır. Toprağa sahip olmak kadar toprağı korumakta önemlidir.

 

Türk tarımının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

İyi görmüyorum. Türkiye’nin kendine yetecek kadar bir üretimi yok. İthalat gittikçe artacak. Türkiye’nin kendi imkanları ile geçinmesi bitti.

Bir varmış bir yokmuş. Cargill diye bir işletme varmış. En ihtiyacımız olan 1. sınıf topraklara fabrika yapmış, oradaki köylüler bunu kaldırmak istemişler, 6 sene mahkeme ile uğraşmışlar, sonunda mahkeme kara vermiş. Fabrikanın oradan kalkması için, Tabi onu destekleyen Türk firmaları da var. Sonuçta yeni kanun yapılarak fabrikanın faaliyetlerine devam etmesi sağlanmış...”

 

2015 yılı BM tarafından “TOPRAK YILI” ilan edildi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bütün dünya uyandı. Yaşamak istiyorsan yaşatacaksın. Kimi? Sana hayat vereni. Toprak, hava, su, ısı bunlar çok önemli. Dünya ulusları karar verdiler, insan yaşayacak. Bugün uluslararası şirketlere çok para kaptırdık. Bunu artık kaldıracağız, para kaptırmayacağız. Nasıl yapacağız? Ben yapacağım, sen yapacaksın.

İhtiyacından fazla tüketmeyeceksin.

Yaşamak istiyorum, o halde yaşat. Kimi? Sana hayat verenleri. Toprak mı, su mu, hava mı? İşte onları yaşatacaksın. Ağaçların üstüne yapışan yosunlar var ya, onların bana yaptığı hizmeti kimse yapamaz.

 

TEMA hakkında bilgi verir misiniz?

Tema bir halk hareketidir. 1992 yılında A. Nihat Gökyiğit ile birlikte kurduk. Kurulduğunda temizlik işlerimize bakan bayan dâhil 4 kişi idik. Bu evde kuruldu. TEMA’nın bugün 600.000 kayıtlı üyesi var. 81 ilde temsilcisi var, 130 üniversitede teşkilatlanmışız. TEMA varlığını kuruluşundan itibaren kamuoyu desteği sürdürdü. Erozyonu önlemek amacıyla kırsal kalkınma, mikro havza, mera ıslahı, doğal varlıkları koruma ve ağaçlandırma projeleri yaptı. 10 milyon civarında fidan dikildi, meşe tohumu ekildi.

Minik TEMA, yavru TEMA, genç TEMA, mezun TEMA ile okul öncesinden mezuniyete kadar doğa sevgisi aşılanması amaçlandı.

Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerden TEMA’ya müracaat etmeye başladılar. 2 devlete verdik. TEMA Türkiye’nin kardeş vakıfları Almanya ve Hollanda’da başarı ile faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu nedenle TEMA ‘Dünya Kurtuluş Hareketi’ dır diyorum.

BM “Toprak ve Hayat” isminde bir yarışma açtı. Bu yarışmaya bilim insanları katıldılar, vakıflar, kurumlar 119 ülke katıldı. Katılımcılar arasında doğaya hizmet edenler, toprağa hizmet edenler çok. Ben birini göndersem diğeri kalacak düşüncesiyle devlet olarak katıldılar. Oraya TEMA’da katıldı ve ödülü TEMA aldı.

TEMA bir halk hareketidir. TEMA da ben diyenler vardı, Ben’i kaldırdık. İçinde Hayrettin de var ama ben demez. Herkes imkânı ölçüsünde katılım sağlar.

TEMA ayrıca iki önemli yasanın çıkartılmasında önemli katkılarda bulundu. Birincisi 1998 de yasalaşan Mera Kanunu diğeri ise 2005 te yasalaşan Toprak Kanunu’dur.

 

Kaynak: Koy-Koop Haber